Zekanın İzi
B4: Shakey Robotu: Sakar Dahinin Mirası

04 Eylül 2026

B4: Shakey Robotu: Sakar Dahinin Mirası

1966'da Stanford'da geliştirilen Shakey, A* algoritması ve STRIPS planlama sistemi sayesinde çevresini algılayıp kendi başına plan kurabilen ilk robottu. Bugünün GPS ve otonom sistemlerinin atasıydı. Life dergisi 1970'te onu "ilk elektronik insan" ilan etti, ama gerçek yeteneği çok daha sınırlıydı. Bu bölümde Shakey'nin bugüne bıraktığı izi keşfedin.

Transkript

Penceresiz, loş bir laboratuvarda bir avuç mühendis nefesini tutmuş bekliyor. Karşılarında insan boyunu aşan,

tekerlekli, metalden bir kule duruyor. Tepesinde bir kamera ve bir menzil bulucu, gövdesinden sarkan kablolar.

Mühendislerden biri daktilo yandıran bir konsola şu komutu tuşluyor: "Platformdaki kutuyu aşağı it."

Ve o an makine bir an duraksıyor. Sanki düşünüyor. Sonra kimse ona yol göstermediği [müzik] halde ağır ağır

dönüp odanın öbür ucundaki rampaya yöneliyor. O güne dek dünyada [müzik] hiçbir makine

bunu başaramamıştı. Yalnızca hedefi biliyor, oraya giden yolu tamamen kendi başına çiziyordu.

Mühendisler bu tuhaf yaratığa çoktan bir isim vermişti bile. Her durup kalkışında o kadar çok sarsılıyordu ki ismini de bu

kusurundan almıştı. Shakey, yani titrek. [müzik] Bugün ona bakınca yavaş, hantal,

neredeyse gülünç. Oysa cebimizdeki navigasyonun bize en kısa yolu bulması, bir video oyunundaki düşmanın bizi

köşeye sıkıştırması, Mars'ın kızıl toprağında bir aracın kayaların arasındaki yolu seçmesi, hepsinin

kökeninde yarım asrı aşkın bir süre önce o laboratuvarda titreyen bu sakar makine yatıyor.

Peki bu ağır aksak makine nasıl oldu da bütün o görkemli geleceğin atası haline geldi?

Cevap mühendislerin onun için çözmek zorunda kaldığı iki büyük sırda saklı. O sırlara birazdan geleceğiz. Ama önce

şunu anlamanız gerek. Shakey'i bu kadar özel kılan şey neydi? Görünüşüyle en çok alaya alınan ama mirasıyla en uzun

yaşayan robotlardan birinin hikayesi. Aslında robot o yıllarda duyulmamış bir icat değildi. Fakat o dönemdeki hiçbir

makine düşünemiyordu. Her hareketi, her açısı, her santimi insan eliyle önceden belirlenmişti. Kendilerine ne

kodlandıysa körü körüne hiç yorulmadan onu tekrarlıyorlardı. Shakey'i onlardan ayıran şey tam olarak

buydu. Ona yalnızca bir hedef veriliyordu ve o emrin nasıl yerine getirileceği komutun içinde yer

almıyordu. O yolu inşa etmek tamamen robotun kendine kalıyordu. Hikayenin en başına, 1966 yılına dönersek, Stanford

Araştırma Enstitüsü'nde Charles Rosen'ın ekibi işte bu imkansız hayalin peşine düştü. Aralarında Nils Nilsson, Bertram

Raphael, Peter Hart gibi isimler vardı. Bütçeleri dönemin adıyla ARPA'dan, bugünkü adıyla DARPA'dan geliyordu.

Çözmeye çalıştıkları denklem aslında şuydu. Çevresini görecek, gördüğünden bir plan

çıkaracak, o planı da eyleme dökecek bir makine. Algıla, düşün, harekete geç.

Bugün her otonom sistemin kalbinde yatan bu üç adımlık felsefe ilk kez burada, tek bir bedende hayat buluyordu.

O çağda bir bilgisayarı bir robotun içine sığdırmak hayal bile edilemezdi. Çünkü o dönemin bilgisayarları koca bir

odayı baştan başa dolduran devasa makinelerdi. İşte bu yüzden Shakey gerçek zekasını laboratuvarın bir

köşesindeki o makinelerden alıyordu. Robot tek gözüyle gördüğü her şeyi radyo dalgalarıyla oraya gönderiyor, o kocaman

bilgisayarlar düşünüp kararı geri yolluyordu. Kısacası makinenin sadece gözleri ve

tekerleri oradaydı. Zekası ise o dev bilgisayarların içindeydi. Shakey'nin dünyası özenle

sadeleştirilmiş bir evrendi. Kapılarla birbirine açılan odalar, birkaç düz kutu devrilmeyi bekleyen kutular ve rampalar.

Baştaki o sahneyi hatırlayalım. Platformdaki kutuyu aşağı it. Sıradan bir robot önündeki adım adım yazılı

talimatlar olmadığı için bu komut karşısında çaresiz kalırdı. Shakey ise etrafını taradı. Hedeflerdeki kutu

tekerleğin [müzik] erişemeyeceği kadar yüksek bir platformun üzerindeydi. Makine önceden odanın köşesindeki

rampayı fark etti. Onu ağır ağır iterek platformun hizasına getirdi. Sonra kendi taşıdığı rampaya tırmandı ve en sonunda

kutuyu aşağı yuvarlamayı başardı. Bu adımların tek birini bile ona kimse söylememişti. Sadece bir hedef ve içinde

bulunduğu dünya verilmiş, aradaki yolu bizzat kendisi çizmişti. Düşünen makine derken kastedilen şey işte buydu ve bu

sihri gerçeğe dönüştürmek için ekibin çözmesi gereken iki büyük bilmece vardı. Bu iki bilmecenin cevabı Shakey'nin

metal gövdesinden çok daha uzun yaşayacaktı. İlk bilmece mesafelerle ilgiliydi.

Shakey için bir noktadan ötekine giderken önünde sayısız ihtimal vardı. Hepsini tek tek hesaplamak oda

büyüklüğündeki bilgisayarlar için bile fazlasıyla uzun sürüyordu. Robotun akıllı bir kestirme yola

ihtiyacı vardı. Üstelik her seferinde en doğrusunu bulan bir kestirmeye. [müzik] 1968 yılında Peter Hart, Nils Nilsson ve

Bertram Raphael bu soruna zarif bir çözüm bularak A* algoritmasını geliştirdi.

Bilmediğiniz bir şehirde yön bulmaya çalışırken her sokağa tek tek girip çıkamazsınız. Uzaktaki bir hedefe bakar

ve sizi oraya yakınlaştıracak kestirmeyi seçersiniz. A* algoritması makineyi tam olarak bu

mantığı kazandırıyordu. Bütün rotaları baştan sona hesaplamak yerine sadece hangi hamle beni amaca daha çok

yaklaştırır sorusuna odaklanıyordu. Böylece hem en kısa rotayı garantiliyor hem de zaman kaybettiren hesaplamalarla

uğraşmıyordu. Doğruluk ve hız nihayet pratik bir formülde birleşmişti. İşin çarpıcı yanı bu algoritmanın aradan

geçen onca yıla rağmen hiç eskimemiş olması. Bugün araçlardaki navigasyonda, kargo uçaklarının rotasında, robot

süpürgelerin haritasında hala aynı mantık işliyor. Hepsinin temelinde o laboratuvarda doğan bu fikir yatıyor.

İkinci bilmece ise çok daha derindi. Shakey'nin önce rampayı bul, sonra it, sonra tırman zincirini kurabilmesi için

planlama kavramının kendisini matematiğe dökmesi gerekiyordu. 1971 yılında Richard Fikes ve Nils Nilsson bunu da

başardı. Kurdukları bu yeni sisteme STRIPS adını verdiler. Hem kurumların adını Stanford

Research Institute hem de sistemin işlevini Problem Solver taşıyan bir kısaltmaydı bu. Çalışma mantığı kusursuz

bir sadeliğe dayanıyordu. Sadece dünyanın o anki hali ve varılmak istenen hedef tanımlanıyor, aradaki köprüyü

sistemin kendisi kuruyordu. Sıradan bir sabah rutini düşünelim. Hedef işe yetişmek. Aradaki adımları yataktan

kalk, giyin, kahvaltı çık, otobüse bin doğru sırayla dizmek gerekir. Giyinmeden kapıdan

çıkamazsınız. İşte STRIPS tam da bu mantıkla çalışıyordu. Yalnızca başlangıç noktası ve hedef belirtiliyor, sistem

eylemleri kendi başına mantıksal bir sıraya diziyordu. Gel gelelim tarihteki her büyük

başarının gölgesinde bir abartı yatar. Tüm bu gelişmeler yaşanırken 1970 yılında ünlü Life dergisi Shakey'i

sayfalarına taşıdı ve ona silinmeyecek bir etiket yapıştırdı. İlk elektronik insan.

Haberi okuyanlara göre bu makine tıpkı bir insan gibi düşünüyor, algılıyor ve yakında dünyayı değiştirmeye

hazırlanıyordu. Laboratuvarların sessiz gerçeği ise çok daha mütevazıydı. Bugünün yapay zekasına

bakıp hedefi kendi koyan, insan dilini anlayan o akıllı sistemlere bakıp Shakey'nin onların eşdeğer sanmak

kolaydır. Ama değildi. Shakey'nin sınırları katı bir şekilde

çizilmiş yapay bir dünyanın içinde yaşıyordu. Tanıyabileceği nesneler ve yapabileceği

o birkaç eylem programcılar tarafından elle kodlanmıştı. Yeni bir hareket icat edemezdi.

Onun yegane icadı o hazır hareketleri hedefe ulaşmak için sıraya dizmekti. Ama bu kısıtlamalar onun başardığı şeyi

asla önemsiz kılmaz. [müzik] Bir makinenin çevresine bakıp kendi başına mantıklı bir eylem kurması tarihte bir

ilkti. Ortada gerçekten muazzam bir bilimsel zafer vardı. Medyanın ve insanların hayal gücü sadece

bilimin koşturduğu hızdan çok daha hızlı koşmuştu. Kusur Shakey'de değildi. Kusur o mütevazı başlangıca yüklenen ve o

günün teknolojisi ile kimsenin taşıyamayacağı devasa bir hayaldi. Bu tablo size tanıdık geldiyse

yanılmıyorsunuz. Parlak manşetler ile laboratuvar gerçekleri arasındaki bu tehlikeli uçurum yapay zeka tarihi

boyunca döne döne karşımıza çıkacak. Ve çok geçmeden bu uçurum koca bir bilim dalını ağır bir bedel ödetecek.

1972'ye gelindiğinde beklentileri karşılayamayan Shakey'nin fonu kesildi. Titrek robot sonunda tamamen sustu.

Aslında Shakey görevini tamamlamıştı. >> [müzik] >> Proje hedeflerine ulaşmış, ancak dönemin

bilgisayar donanımları sınırlarına dayanmıştı. Aynı dönemde DARPA'nın temel bilim

araştırmalarına ayırdığı fonları kesmesiyle birlikte proje doğal döngüsünü tamamladı. Shakey'nin donanımı

emekliye ayrıldı ve makine bugün Mountain View'daki bir müzenin [müzik] cam mekanında yerini aldı.

Fakat laboratuvardaki o yıllar boyunca asıl inşa edilen şey tekerlekli metal bir gövde değildi.

Mühendislerin o gövdeyi otonom bir şekilde yürütebilmek için mecburen icat ettikleri algoritmalar, A* ve STRIPS o

cüce mekanın çok ötesine geçti. O gün orada yazılan matematik donanımın fiziksel kısıtlamalarından kurtularak

bütün bilgisayar bilimlerine yayıldı. Bugün dünyadaki otonom araçlar, Mars'a rota çizen uzay sondaları, karmaşık

ağlarda yolunu bulan yapay zeka sistemleri [müzik] yarım asır önce bu laboratuvarda yazılan formüllerle yön

buluyor. Mühendisler Shakey [müzik] ile sadece bir robotu hareket ettirmemişlerdi. Kendilerinden sonra

üretilecek bütün zeki sistemlerde dünyayı nasıl algılayıp plan yapacağına çok büyük bir katkı sunmuşlardı.

Yavaş, gürültülü ve kendi çağının sınırlarına hapsolmuş bir robot. Ama bugün dünyayı döndüren otonom

sistemlerin tamamı onun mirası üzerine yükseliyor.